ABD'de Trump yönetiminin iktidara gelmesiyle birlikte Biden dönemine ait iklim ve sürdürülebilirlik raporlama kuralları büyük ölçüde geri çekildi. Ancak bazı eyaletler ve yerel yönetimler, şirketlerin sürdürülebilirlik raporlaması yapmasını zorunlu kılan düzenlemeleri sürdürmeye devam ediyor. Örneğin, Kaliforniya ve New York gibi eyaletler, kendi iklim hedeflerine ulaşabilmek için şirketlerden belirli çevresel verileri açıklamalarını talep ediyor. Bu durum, özellikle büyük ölçekli şirketler için önemli bir yükümlülük oluşturuyor.
2023 itibarıyla, Kaliforniya'da uygulanan sürdürülebilirlik raporlaması kuralları, şirketlerin karbon emisyonları, su tüketimi ve atık yönetimi gibi alanlarda detaylı bilgi sunmalarını zorunlu kılıyor. Bu tür raporlamalar, yalnızca çevresel etkileri değil, aynı zamanda şirketlerin mali performanslarını da etkileme potansiyeline sahip. Örneğin, IEA (Uluslararası Enerji Ajansı) verilerine göre, sürdürülebilirlik raporlaması yapan firmalar, piyasa değerlerinde %15'e kadar artış gözlemleyebiliyor.
Biden yönetiminin iklim politikalarının geri çekilmesi, birçok şirketin iklim raporlaması konusunda isteksiz olmasına yol açsa da, yerel düzeydeki zorunluluklar bu durumu dengelemeye devam ediyor. Ayrıca, Avrupa Birliği'nin sürdürülebilirlik raporlaması konusunda daha katı kurallar getirmesi, ABD merkezli şirketlerin uluslararası pazarda rekabet edebilmesi için bu raporlamaları yapmak zorunda kalacağı anlamına geliyor. Bu durum, Türkiye'deki şirketler için de bir örnek teşkil edebilir; zira Türkiye, Avrupa ile ticari ilişkilerini güçlendirmek isterken benzer raporlama standartlarını benimsemek zorunda kalabilir.
Türkiye'de ise sürdürülebilirlik raporlaması, henüz zorunlu hale gelmemiş olsa da, büyük şirketler arasında bir trend haline geliyor. Özellikle, İstanbul Sanayi Odası (İSO) ve Türkiye Sürdürülebilirlik Derneği gibi kuruluşlar, yerli firmaları sürdürülebilirlik standartları konusunda bilinçlendirmeye çalışıyor. Yerli şirketlerin, uluslararası pazarda rekabet edebilmesi için benzer raporlamaları benimsemesi gerekecek; bu nedenle, önümüzdeki yıllarda Türkiye'de de raporlama yükümlülüklerinin artması bekleniyor.
Sonuç olarak, ABD’de iklim raporlaması konusu, federal düzeyde zayıflarken bile yerel yönetimler aracılığıyla devam ediyor. Türk şirketlerinin de bu süreçten etkilenerek, uluslararası standartlara uyum sağlamaları gerekecek. Ancak, bu raporlamaların ne denli etkili olacağı ve şirketlerin bu yükümlülükleri nasıl yerine getireceği, ilerleyen dönemlerde belirleyici bir faktör olacak.
