Teknoloji · Analiz · Gelecek
Haberler

Endonezya'nın Doğusunda Geleneksel Deniz Koruma Uygulamaları Yeniden Canlanıyor

YeşilKutu Editör Ekibi

YeşilKutu Editör Ekibi

3 dk okuma süresi
Endonezya'nın Doğusunda Geleneksel Deniz Koruma Uygulamaları Yeniden Canlanıyor

Endonezya'nın Doğusunda Geleneksel Deniz Koruma Uygulamaları Yeniden Canlanıyor

Yeni Belgesel: "Jejak Wallacea"

Endonezya'nın doğusundaki küçük adalarda kıyı toplulukları, patlayıcı balık avlama (blast fishing), kaplumbağa avlama ve habitat kaybı gibi tehditlerle karşı karşıya kalan deniz ekosistemlerini korumak amacıyla geleneksel kuralları, mevsimsel balık avlama yasaklarını, kaplumbağa koruma ve mangrov yönetimini yeniden canlandırıyor. Bu çabalar, Burung Indonesia ve Arise! Indonesia'nın ortaklığında üretilen "Jejak Wallacea" adlı yeni belgeselin merkezinde yer alıyor.

Belgesel, Doğu Nusa Tenggara, Güney Sulawesi, Güneydoğu Sulawesi ve Orta Sulawesi olmak üzere Endonezya'nın çeşitli bölgelerindeki toplulukların kıyı ekosistemlerini yönetmek için yerel sistemler kullandığını gösteriyor. Bu sistemler arasında yerel ceza uygulamaları, topluluk devriyeleri, ahtapot avlama yasakları, mercan resiflerinin yeniden inşası, kaplumbağa yumurtlama alanları ve mangrov tabanlı geçim kaynakları yer alıyor.

Burung Indonesia'nın, BirdLife International'ın yerel bir temsilcisi olarak, belgesel aynı zamanda Wallacea bölgesindeki koruma çabalarının yalnızca resmi koruma alanlarına veya yukarıdan aşağıya uygulamalara dayanamayacağını vurguluyor. "Wallacea Ortaklık Programı, sivil toplumu yerel düzeyde korumayı güçlendirmeyi amaçlıyor," diyor Burung Indonesia'dan Angga Yoga.

Eko-sistem Koruma Mücadelesi

Belgeselde, toplulukların kendilerine ait geleneksel sistemler üzerinden tasarladığı koruma inisiyatiflerinin, genellikle yasaklarla dayatılan dışlayıcı koruma modellerinden farklı olduğu belirtiliyor. Angga, "Bunun yerine toplulukların kendilerinin tasarladığı mekanizmalarla çalışıyor," diyor.

Wallacea, yaklaşık 1,680 adadan oluşuyor ve Asya ile Avustralya biyotası arasında bir geçiş bölgesi oluşturuyor. Bu bölge, dünyanın en zengin deniz biyoçeşitliliğine sahip yerlerinden biri olarak biliniyor. Ancak bu ekosistemler, patlayıcı balık avlama ve zehirli balık avlama gibi yıkıcı balıkçılık uygulamaları ile korunması gereken türlerin avlanması gibi tehditlerle karşı karşıya.

Belgeselin yönetmeni Sam August Himmawan, çekimler sırasında patlayıcı balık avlamanın tanık olduğu bir durumu aktarıyor. Balıkçılarla yapılan görüşmeler sırasında, 200 metre (660 feet) uzaklıkta bir patlama meydana geldi. Bu durum, toplulukların mercan resiflerini ve balık popülasyonlarını yeniden inşa etme çabalarına rağmen, yıkıcı balıkçılığın ne denli yaygın olduğunu gözler önüne serdi.

Solor: Deniz Granaryaları ve Kaplumbağa Koruma

Belgeselde yer alan ilk bölgelerden biri olan Solor, Doğu Nusa Tenggara eyaletinde bulunan volkanik adalardan biri. Burada, topluluklar, yerel Yayasan Tanah Ile Boleng vakfının desteğiyle patlayıcı balık avlamayı azaltıp mercan resiflerini balık üreme alanı olarak restore ediyorlar. Bu alanlar, "kebang lewa lolon" yani “deniz granaryaları” olarak adlandırılıyor.

Vero Lamahoda, Solor sakini ve Yayasan Tanah Ile Boleng'in direktörü, belgeselde, "Seçtiğimiz şey, yerel bilgeliğe dayalı koruma oldu," diyor. Köy yetkilileri, geleneksel liderler ve dini kurumlar, deniz granaryalarının nerede olacağı, kimlerin yöneteceği ve zarar verenlere uygulanacak yaptırımlar üzerinde ortaklaşa tartışmalar yapıyorlar. Ayrıca, topluluklar, koruma altında bulunan kaplumbağaların avlanmaması ve tüketilmemesi için kaplumbağa yumurtlama alanları oluşturdu.

Wabula: Geleneksel Hukuk ve Deniz Koruma

Güneydoğu Sulawesi eyaletinde, belgesel Wabula köyüne odaklanıyor. Burada, geleneksel deniz yönetimi kıyı kaynaklarının yönetiminde merkezi bir rol oynuyor. Wabula, Burung Indonesia ve diğer kuruluşların, geleneksel kurumlar üzerinden küçük ölçekli balıkçılığı güçlendirmek için desteklediği Wabula Ana Biyoçeşitlilik Alanı'nda yer alıyor.

Geleneksel sistem, Kaombo olarak biliniyor ve topluluklar, mercan resifleri, denizotu yatakları ve mangrov ormanları gibi deniz alanlarına erişimi düzenliyor. Bu alanlar, deniz türleri için üreme, yuva ve beslenme alanları olarak işlev görüyor ve uzun zamandır Wabula'nın geleneksel toplumu tarafından geleneksel koruma alanları olarak belirlenmiş durumda.

Belgesel, toplulukların deniz kaynaklarını kullanma sınırlarını belirlediğini ve bu sınırların aşılmaması gerektiğini vurguluyor. İhlal edenler, geleneksel Kaombo kuralına göre cezalandırılabiliyor.

Türkiye Bağlantısı

Endonezya'nın bu geleneksel deniz koruma uygulamaları, Türkiye'deki kıyı toplulukları için de örnek teşkil edebilir. Türkiye'nin çeşitli bölgelerinde, benzer şekilde yerel halkın geleneksel bilgilerinden yararlanarak deniz ekosistemlerinin korunması yönünde adımlar atılabilir. Örneğin, Akdeniz'deki balıkçılık uygulamalarının sürdürülebilirliği adına yerel toplulukların karar alma süreçlerine dahil edilmesi, Türkiye'nin deniz kaynaklarının yönetimi açısından önemli bir adım olacaktır.

Bu bağlamda, Türkiye'nin Eko-Turizm ve Sürdürülebilir Balıkçılık Politikaları çerçevesinde, yerel yönetimlerin ve toplulukların işbirliğiyle benzer geleneksel sistemlerin uygulanması üzerine düşünülmesi faydalı olabilir.

YeşilKutu Editör Ekibi

Yazar

YeşilKutu Editör Ekibi

Yeşil Kutu yazarı. Teknoloji ve dijital dönüşüm üzerine içerikler üretmektedir.

Tüm yazıları gör

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!

Yorum Yaz

0/2000